Kardeşlik Töreni-Samah oyunu 1980’li yıllardan beri sahneleniyor. Oyun Anadolu felsefesinden yola çıkarak insana bakıyor.

Elif Ekin SALTIK (Evrensel Gazetesi)
Ankara

Ankara Deneme Sahnesi’nin 1980’li yıllardan beri seyirci ile buluşturduğu bir oyun ‘Kardeşlik Töreni-Samah’. Akademik alanda köy seyirlik oyunları ile tanınan ve aynı zamanda yönetmen, oyuncu, dramaturg olan Prof. Dr. Nurhan Karadağ’ın çok önemsediği ve önemle üzerinde durmak gerektiğini söylediği oyun. Oyun Alevi inancı, kültürü gelenekleri açısından da çok şey öğretiyor insana. Bu oyun ve çalışmaları ile ilgili sohbet ettiğimiz Karadağ “Bu felsefeyi tanıyınca, Anadolu insanının felsefesinin bizi daha sıcak, daha güzel, daha insancıl yaşama götürecek bir felsefe olduğunu gördüm” diyor. Dünyanın ihtiyaç duyduğu insan sevgisine, hümanizmaya ulaşmanın daha önce yaşanmış verilerinin Kardeşlik Töreni-Samah oyununda somutlaştığını söyleyen Karadağ, bu geleneği yaşatma adına oyunu oynamayı her daim sürdüreceklerini de belirtiyor.

Siz oyunu uzun yıllardır oynuyorsunuz ama bu süreçte daha önemli bir yerde duruyor gibi oyun. Oyunu devam ettirmenizde siyasal gelişmelerin, Aleviler üzerindeki baskıların bir etkisi var mı? Oyunun çıkış serüveni nasıl oldu?
Özel siyasi, ekonomik, politik baskı nedeniyle; bu zamana özgü düşünmedik bu oyunu. Evet, Aleviler iktidarın çok yoğun baskılarını görüyoruz ve devam edecek gibi gözüküyor bu durum. Ama bu oyun 1982-83 yıllarında bir arkadaşımın lisans teziydi. Kendi yöresinin cem töreninin araştırdı. ‘Kardeşlik Töreni-Samah’ oyununu dedik buna. 84 gibi başladık çalışmaya. Ben de Alevi Bektaşi köylerini doktora yaparken gezdim. Seyirlik oyun araştırmaları yapıyordum. Gittiğim yerlerde tanıştığım dedeler, ozanlar ilk defa kapılar açtı bana. Sonra arkadaşımın lisans tezi de gelince Metin And’ın da önerisiyle bunu gösteri haline getirdik. Bu kültürü hiç tanımadan böyle bir işe kalkıştım ben. İlk defa bir cem töreninin lisans tezinden okuyarak gördüm. Bilim insanı olmam dolayısıyla da yoğun araştırmalar yaptım. Türkiye’nin birçok bölgesindeki Alevileri, cem törenlerini tanıdım. Alevi-Bektaşi felsefesini tanıdım okudukça.

GÜZEL İNSANA AİT OLAN BİR YAŞAM BİÇİMİ

Hem araştırmaların hem de bu oyun Alevi inancına dair neler sundu size?
13 yüzyıl Anadolu hümanizması ileri boyutta. Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş’ın sözleri var. Örneğin; “Her ne arar isen kendinde ara. Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değil” diyor. Birey olarak insanı tutuyor. Düşünsel olarak da fiziksel olarak da insanı odak noktası alıyor. Anadolu deyince sadece Türkler yok tabii. Tek cümle ile odaklarsak güzel insana ulaşma amaçlanmış. Bugün de amacımız o. Hatta bizim değil dünyanın amacı. Kapitalist sistem insanları tekleştirip, bireyleştirip, yalnızlaştırarak sistemine götürüyor ancak. Oysa Alevi-Bektaşi felsefesi içinde hep insan sevgisi, dost, her kapı sevgiyle açılır düşüncesi ve birlik var. Aynı dönemlerdeki Mevlana sırtını Selçuklu sarayına yaslamışken Hacı Bektaş daha kırsal kesimin içinde üretenlerle birlikte kendisi de üreterek birlikteliği, paylaşımı, tüketimi birlikte götüren bir yaşama biçimi oluşturmuş. Ben bunları etap etap tanıdım. Ben Sünni bir ailenin çocuğuyum. Bizim evde radyo dinlemek bile ayıptı. Bu felsefeyi tanıyınca, Anadolu insanının felsefesinin bizi daha sıcak daha güzel daha insancıl bir yaşama götürecek bir felsefe olduğunu gördüm. Her şeyi ile güzel insana ait olan bir yaşama biçimi. Ve bu yaşama biçimi sadece Anadolu ile kalmayıp Bulgaristan, Deliorman, Trakya, Arnavutluk gibi yörelere de uzanmış. Biz bu felsefenin peşindeyiz 80’li yıllardan beri. Ve bunu sürdürmeye devam etmek zorundayız. Bunu bizden başka yapan da yok.

‘OYUNU HER YERDE OYNAMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

Yurt dışı turnelerinde nasıl tepkiler aldınız?
Yurt dışına başka oyunlarla da turnelere gittik Ama Kardeşlik Töreni-Samah oyunu ile gittiğimizde ve ben tiyatro sahipleri ile konuştuğumda en etkili oyun Samah diye gösterdiler. Polonya’ya Seyirlik ve Samah oyunuyla gittik. Orada iki kentte oynadık. Biri başkentteydi. Oyun bitti selama durduk. Birkaç defa yaptık, odalara geçtik. Aykırı bir durumdu. Hiçbir seyirci dışarı çıkmamış ayakta alkışlıyor. Basında çıkan yazılardan çok güzel örnekler vardı. İşte tiyatronun kurtuluşu diye. Eugenio Barba (İtalyan Tiyatro Eleştirmeni) gelmişti Türkiye’ye. Küçük Tiyatro’da oynuyorduk. Barba bizi üç dört saat sorguladı. Bu nasıl bir çalışma, nasıl bir yöntemle elde ettiniz? İki tane, üç tane çevirmen vardı. Adam yine de tatmin olmadı. Ve hâlâ bu işin peşinde. Biz üstündeyiz bu hazinenin. 12-13. yüzyılda yeşeren bu kültür hâlâ etkiliyor bizi. Biz de güzel insana ulaşma, bu geleneği yaşatmak adına 83’ten beri oynuyoruz bu oyunu ve oynamaya devam edeceğiz.

‘KATI İSLAM, HER TÜR SANAT DALININ KARŞISINDA’

Tiyatro, sanatı baskılayan, sanat üzerinde sansür uygulayan bir iktidar var karşımızda. Siz böyle bir durumla karşılaştınız mı?
Bakanlık oyunlara doğrudan değil dolaylı olarak çalışıyor. Genel müdür kendi genel müdürü çünkü. Genel müdüre fısıldıyor. Aleni olarak yapamıyorlar. Oyunlar temsili olarak birkaç kez oynanıp kalkıyor. Seyircinin de etkisi oluyor oyunların kaldırılmasında. Çok iyi giden, tutan bir oyun bir anda kaldırılabiliyor. Şöyle bir örnek vereyim; Murathan Mungan’ın Taziye oyununu Trabzon’da koydum. Çok da iyi çıktı. Bir ay oynandı, kaldırıldı sonra. Merak ettim sebebinin ne olduğunu. El altında öğrendiğim şu: Ara oyunda bir sahne var. “Gökten hiç koç inmedi” gibi bir laf var. Halkın baskısıyla o laf üzerinden kaldırıldı. Tutucu bir yörede o laf birden bire dini bayramlara, kurban ritüeline hayır diyor. Yaygın dinsel bir mitolojimiz var sonuçta. Biz bunları her zaman yaşayacağız. Özellikle katı İslam sanatın her türünü bu anlamda karşı. Özellikle İslamiyetin yaygınlaşmasıyla görmekteyiz bunu. Heykele, müziğe, dansa, resme karşı. Bu yönetimde özellikle bunları dolaylı olarak kullanmak istiyor. Aslında çok da dikkatli yapıyor bu işi. Bakıyor ki tepki var; uzatıyor, değiştiriyor, bekletiyor.

Oyunu 8 Aralık’ta Küçük Tiyatro’da; 22 Aralık’ta Yenimahalle Belediyesi 50. Yıl Dört Mevsim Salonu’nda saat 20.00’de izleyebilirsiniz.